Kürd ne ister?

İnsaoğlunda bir hastalık vardır, „suçunu gizleme“. Doğrusu bu hastalık o kadar yaygındır ki, hem akıl hastalarında hem de sağlam dediğimiz bütün insanlarda mevcuttur. Akıl hastaları, bu konuda çok hassastırlar, hastalıklarını büyük bir ehemmiyetle gizlerler. „Hasta mısın“ diye sorsanız‘, cevapları mutlaka „hayır“dır.

Başka sepeplerden dolayı hastanede yattıklarını ispat etmek için binbir yola baş vururlar. Sağlamlar da öyle. Onlar da, başlarına gelen her türlü kötülüğü başkasına yüklemek için hayli zorlanırlar. Mesela bir kadın kaderinden şikayetçi ise, babasına ya da velisina binbir beddua ederek kendi suçsuzluğunu ispat etmeye çalışır. „ Ne yapalım kader böyle, babam yaptı, abim yaptı, yoksa ben bu eve layıkmıydım“ diyerek kendini savunmaya çalışır. Aslında hepimiz öyle değilmiyiz? İyi bir iş yaptığımız, ya da işimizde başarılı olduğumuz zaman, kendimizi öve öve göklere çıkarırız. Ama işimiz iyi gitmedi mi, bu sefer de kendimizi korumak için kimbilir kimleri suçlarız?.

Kürd halkı olarak (siyasetçiler ve kurumları kasdediyorum) sanki hepimiz bu hastalığa yakalanmışız.. Her zaman başkalarını suçlar, kabahati onlara yükleriz. Ağzımıza sakız yaptığımız birkaç söz vardır. „Amerika emperyalisttir. Avrupa ülkeleri çıkarlarını düşünür, kimse bize sahip çıkmıyor, uluslararası komplolar neticesinde şu şöyle oldu bu böyle olacak, Avrupa’nın kürd politikası yoktur,“ v.s... ders metni gibi ezberlediğimiz sözcüklerle kendimizi savunuruz. Halbuki oturup kendimizi bir sorguya çektik mi? Biz kimiz? Ne istiyoruz? Bizim Kürd ve Kürdistan konusunda somut bir politikamız var mı? „Şu parti dağılırsa bize ne kadar düşer, ya da şu parti büyürse bize bir şey kalır mı? Bunları nasıl parçalarız, bunları nasıl güdümümüze alabiliriz“ gibi küçük hesapların peşinde olduğumuz müddetçe bir adım yol alamayız. Çok güzel edebiyat yapanlarımız da vardır. Çok konuşup az iş yapmak adetimizdir. Bir konuda iyice anlaşmış bulunuyoruz. O da „Hiçbir zaman bir araya gelmemek ve ittifak oluşturmamak.“ Arapların çok güzel bir sözü vardır, derler ki, „ittefequ ala en-la yettefequ“ (Araplar hiçbir zaman bir araya gelmemek üzere ittifak ettiler), biz de, aynen öyleyiz.

Yanlış yaptığımız politikaların suçunu başkalarının boynuna atmayı adet haline getirdik. Düşmanımızı tanıyamadık. Daha doğrusu hangi isteklerle ve hangi silahlarla düşmanlarımızın karşısına çıkacaĝımızı öĝrenemedik. Düşmanın bir gülümsemesini dostluk sandık, aldandık aldandık ve aldandık!

Türkiye’nin Avrupa Birliğine aday adayı olacağı toplantı gününde bir takım PKK.li kürdler bir yürüyüş düzenlediler. Bu sefer her zamanki gibi Türkiye’nin aleyhine değil, Türkiye’nin lehine!... Türkiye’nin biran önce AB. Birliğine alınmasını istiyorlardı. Sanki Türkiye AB. Birliğine alınır alınmaz Kürdlere her türlü hak verilecekmiş gibi!.. Ertesi gün Türk gazetelerine bir göz attım, okudum o meşhur devlet adamı dedikleri Emin Çölaşan Hürriyet Gazetesi 13.12.1999 tarihli sayısında şöyle bir yazı yazıyordu.

„Geçtiğimiz Cuma günü Helsinki’de Türkiye’nin AB. Birliğine adaylığı karara bağlanacak. Yakın ülkelerden gelen 1000 dolaylarında PKK. yandaşı Helsinki’de ellerinde pankartlarla ve afişlerle yürüyüşe geçiyor. „Türkiye, Avrupa Birliğine alınsın.“ Bunlar bizim insanlarımız. Gören zanneder ki, Türkiye’yi sevdikleri için taaa oralara gelmişler ve lehimize yürüyüş yapıyorlar! Oysa amaçları başka. Zannediyorlar ki, Avrupa Birliği’ne girdiğimiz takdirde Türk devleti PKK. yandaşlarına, yani ırkçılık, bölücülük ve ayırımcılık peşinde koşanlara belli haklar verecektir. Yani kafalarında yarattıkları, ancak ne olduğunu kendilerinin de bilmediği bazı ayrıcalıkları, onlara bazı Avrupa ülkelerinin vereceğini zannediyorlar. Tamamen yanılıyorlar. Eğer Türkiye’yi biraz olsun tanısalardı, temelinde Türkiye düşmanlığı yatan böyle bir şeyi değil Avrupa, dünyada hiçbir gücün gerçekleştirmesinin mümkün olmadığını bilirlerdi.“

Sadece PKK.lılar değil, birkaç insan daha gördüm. Onlar da AB. Birliğine girme sevdalısı. Bilmezlerki, eğer AB. Birliği’ne girmek Türklerin aleyhine bizim de lehimize olsaydı 36 yıldır bunun için çırpınıp durmazdı Türkler. Kimisi de "Allah’a şükürler olsun ki 20 milyon Kürd şimdiden Avrupalı oldu" deyip düğün bayram ediyorlar!..

Bilmezler mi ki eğer Türkiye AB. Birliğine girse Bağımsız Kürdistan hayal olur. Yoksa Kürdler Bağımsız Kürdistan’dan vazmı geçtiler? Onun için mi Türklerle aynı devlet çatısı altında yaşamayı istiyorlar? Tıpkı 1. Dünya savaşında olduğu gibi.... Netice ne oldu? Binlerce Kürd çoluk-çocuğuyla derelere doldurulup öldürüldü? Ya diğer üç parça için ne düşünüyorlar? Kürdler ne istiyor? Ne?... Yoksa karnımız doyacak diye asırlarca uğruna kan dökülen Kurdistan’dan vaz mı geçildi? Veya yıllardır Türkiye'ye Demokrasi gelsin diye mi bu savaş yapıldı?...

01.01.2000
(Cudî Dergisine)

 M.Nureddin Yekta

Social

Hikaye

Yollar yorgun ben yorgun
Yorgunluğuma inanmasanız
Güllen güllere
Öten bülbüllere sorun
Ötme bülbül ötme, yeter öttün başımda

Mizah

Delinin biri camiye girer, belli ki namaz kılacak.
Ama oturmaz, meraklı ve şaşkın gözlerle etrafı süzer-dolanır. Bir oraya, bir buraya her köşeye dikkatlice bakar ve hızla çıkar gider.

Makale

Bağımsız Devlet yalanı üzerine – Analiz
KCK Yürütme Konseyi üyesi Kasım Engin, ulusal birliğe gelmeyen güçlerin bağımsızlığı savunmasının mümkün olmadığını değerlendirdi.

Şiir

Yollar yorgun ben yorgun
Yorgunluğuma inanmasanız
Güllen güllere
Öten bülbüllere sorun
Ötme bülbül ötme, yeter öttün başımda