Bo agahdariya hemî nivîskar û beşdaran!

----------------------------------------------------------------------------
Kurdinoooo!.. Bibin endam, bibin xwediyê malperekê û berhemên xwe bi kurdên din re parve bikin! Têkilî bi rê ya emaîla me ye!..   kurdwebmaster@yahoo.com
* * *
Mêvanên Delal!
Muzîk wê hêj lê zêdebe! Niha 3918 flash, 285 mp3 û 66 jî kilasîk û 809 video

li ser hev = 5078 sitran hene!


* * *
 
* * *
 

 

Kandil Dağı

Mehmet Çobanoglu kullanıcısının resmi

Kandil dağı senin başında
Karlar,duman ve soğuklar
Düşman sardı dört etrafını
Bitmek bilmez o kışın var

Nice canlar dost bilir seni
Gönülde sana hep sevdalı
Sen anne,sen,yar,sen bacı
Sen kartal,şahinler yuvası

Hawar hawar hawar bana
Bin ferman yazılmış cana
Koç yiğitleri sakla Kandil
Onları verme ite ve kurda

Dört düvel geldi oy ölem
Teslim olmayın asla köle
Otuz yıldır siz Kandil’de
Direnin kurban olam size

Direnin yıkın faşist düzeni
Biz Kürtleri öldürüp ezeni
Tank ve top varsa füzeleri
Biz de kuracağız yarınları

Oy Kandil keklikler yaslı
Şair Çobanoğlu’da Karslı
Dağa,taşa baykuşlar geldi
Görülmemiş asla böylesi

Kandil sen koca ulu dağsın
Kürdün yüreğinde vatansın
Asla yol verme düşmanlara
Bir anne bir yar bir dostsun

Mehmet Çobanoğlu
28.02.2008
Yıldırım

Yeni ziyaretci gorusu var‏Kimden:sistem@antoloji.net (sistem@antoloji.net)Gönderme tarihi:28 Şubat 2008 Perşembe 17:39:30Kime: mehmetcobanoglu
Kandil Dağı baslikli siir ile ilgili yeni bir ziyaretci gorusu yazildi:

--------------------------------
Savaş yandaşı şiirlerin(!) koşutunda savaş karşıtı içerikli (kâh benim yorumladığım, kâh farklı isimlerin kaleme aldığı) yazıları savaşa secde eden Şair(!)lerin yorum kutularına ekliyorum...

Savaştan, kandan, ölümden beslenen ve beslendikleri bu damardan beyinlerine dolanlardan yola çıkarak yazdıkları şeyleri insanlarla paylaşan sözkonusu üyelerin, yazdığı şeylere ilişkin (görüşlerinin paralelinde ya da karşısında olabilecek) bir tepki almaları son derece doğaldır...

Ki; ileri sürdükleri düşünce (şair inceliği, zekâsı, estetisi ve bilgeliği içinde tartışılabilsin/ konuşulabilsin...
Bu tavır, düşüncenin zenginliği, çok sesliliğin erdemi ve demokrasinin, uzlaşma kültürünün de şiarıdır...

Kaldı ki; bazı üyeler yazdığı şiirlere yorum yazılmasını istemeyebilir.../ Bu da son derece doğal bir haktır onlar için...
Ama bunu tek koşulda yapmalıdırlar; eğer samimi iseler.../
O da, yazdıklarını yorumlanmaya kapatarak...

Yok; sen hem yorum kutusunu açık tutup, hem de senin gibi düşünmeyenlerin yorumlarını (faşizan bir tavırla)silersen, bu senin yazdıklarının arkasında duramadığını, söylediklerinin sadece bir palavradan ibaret, sıradan, içi boş bir hamaset metni olduğunu gösterir... / Ki zaten öyle…

Sevgili Mehmet Çobanoğlu; bu yazdıklarımın seninle uzaktan yakından hiçbir alâkası yoktur...
İlgili kişiler alınırlar üstüne bu yazıyı; merak etme...

Ben senin yazdıklarını beğeniyle takip eden bir okur olarak, az önce bir ''''savaş tellalının'''' şiirinin altına yazdığım ve kendisinin de (hiç şaşırmadığım bir davranış ile) sildiği bir yazıyı senin şiirin aracılığı ile insanlarla (yeniden) paylaşabilmek isteğiyle geldim... / Hepsi bu...

Biliyorum ki silmezsin...
Onun güvencesiyle ve de sana bir selam getirmek üzere geldim sayfana...

Dostlukla...

• * * * * * * * * * * * * * * * * ** * * * * * * * *

Tuzla''daki ölümlere çok duyarlı olmayan yargı sistemi, Bülent Ersoy''un bir iki cümlesi karşısında çok süratli davranmış.

Ve Bülent Ersoy için ''halkı askerlikten soğutma'' iddiasıyla soruşturması açmış.

Şaşırmadım.

Ama neredeyse otuz yıl önce ''öğrenci'' olarak gittiğim ülkede ''savaş karşıtlığı'' ve ''vicdani red” sıradan bir hak iken, öğretim üyesi olarak istediği an emekli olacak bir kıdeme erişmiş olduğum kendi ülkemde bunların hala ürkütücü bir linç vesilesi olması insanı bezdiriyor.

Bir ülke ''temel hak ve özgürlükler'' kavramından anca bu kadar uzak olur.

Tabii öldürdüğü konukları yiyen İdi Amin dönemi Uganda’sı ölçütümüz değilse.

* * *

Dünkü Star''da Bülent Ersoy''un soruşturmaya neden olan sözleri vardı:

''Tamam vatan bölünmez, bilmem ne olmaz ama göz göre göre de bu çocukları bütün analar doğursun, toprağa versinler. Bu mu yani?

Bir çocuğun ne demek olduğunu ben sizler gibi bilemem. Ben anne değilim, olamayacağım da.

Ama insan olarak o anaların yüreğinin nasıl cayır cayır yandığını ben anlayamam ama anneler anlar.

Başkalarının masabaşı savaşı için evladımı harcayamam. Bir oyun oynanıyor ve biz bunların oyuncağı oluyoruz.

''Şehitler ölmez vatan bölünmez'' hep aynı klişe laflar. Hep bunu söylüyoruz zaten. Çocuklar gidiyor, kanlı gözyaşları, cenazeler... Klişeleşmiş laflar...”

* * *

Bülent Ersoy''un, AB standartlarında ''fikir özgürlüğüne'' sahip olduğu söylenen Türkiye''de ''bir çift laf'' için yaşayacaklarını ve şimdiden başlatılan ''linç kampanyasını'' birlikte izleyeceğiz.

Onun “çıkışı” hiç olmazsa toplum tarafından duyuldu.

Bir de sesi hiç duyulmayanlar var.

Örneğin, Enver Aydemir''in başına gelenleri duyan pek olmadı.

''İnancı'' nedeniyle askerlik yapmak istemediği için 31.07.2007 tarihinde tutuklanarak Eskişehir Askeri Cezaevi''ne hapsedilen Enver Aydemir, 04.10.2007 günü Eskişehir Askeri Mahkemesi''nde yapılan 2. duruşmada, 2 gün içinde mevcutsuz olarak birliğine teslim olması istenerek tahliye edildi.

Enver Aydemir ''Vicdani reddini'' sürdüreceğini ilan etti.

Enver Aydemir’in Türkiye''de ''dini nedenlerden dolayı'' vicdani reddini ilan eden ilk kişi olduğunu Mazlumder Kocaeli Şubesi''nin açıklamasından öğrendim.

Herhalde ''oy'' getirmediği, sadece ''temel hak ve özgürlük'' sorunu olduğu için parlamentodaki hiç bir partinin gündemine girmiyor.

Güncelleşmiyor da...

Hâlbuki dünyada bayatlamış bir hak.

Avrupa Konseyi''ne üye kırk altı ülkeden sadece Türkiye ve Azerbeycan''da yasak.

Bu nedense ''Türklüğe hakaret'' sayılmıyor.

Özgürlüklerden uzak yaşadığımız, belki de özgürlüklerin tümünü bir “bütün” kabul etmediğimiz için, diğer ülkelerdeki özgürlükler burada hayata geçemiyor…

Özgürlükler siyaset kurumu tarafından ''oy getiren'' ve ''oy getirmeyen'' olarak tasnif edilirse sonuç alınabilir mi?

Aydınlar, sadece siyasetçilerin “önemli” bulduğu özgürlükleri konuşursa, özgürlüğün sınırları genişler mi?

* * *

Enver Aydemir''in daha sonra başına gelenleri merak ediyor musunuz?

Biraz araştırırsanız öğrenirsiniz.

''Türban'' kadar, ''vicdani ret'' de duyulsa, bunlarla birlikte tüm ''temel hak ve özgürlüklere'' sahip çıkılsa, bugünkü Türkiye manzaralarını yaşar mıydık?

Umutsuzluk, iktidarını ilan edebilir miydi?

* * *

Yetmiş milyon topluca temel hak ve özgürlüklerin pekiştiği bir ülkeye gitsek…

Hep gördüğümüz karşısında ağzımız açık kalacak.

Hiç kapanmayacak.

Anarşistler Federasyonu…

Kralcılar…

Vicdani retçiler…

Savaş karşıtları…

Ve daha ne istersen.

Toplumlar korkmadığı zaman sağlığına kavuşuyor.

Çağ ile Türkiye arasındaki fark...

''Özgüven'' ile ''öz güvensizlik'' arasındaki fark aslında.

* * *

Temel hak ve özgürlükleri hem devletin, hem de bireylerin şaşmaz bir ölçü olarak kabul ettiği bir Türkiye olabilecek mi?

Öyle bir ülke olabilecek miyiz?

Özgür ve huzurlu bir ülke.

MEHMET ALTAN / 27 Şubat 2008, Çarşamba
--------------------------------

Bu mesaji, Antoloji.Com Yetkili Sairi oldugunuz icin almaktasiniz. Yeni bir ziyaretci gorusu yazildiginda size haber verilmesini istemiyorsaniz bunu Yetkili Sair Islem Merkezi'nde Ayarlar sayfasindan yapabilirsiniz.

Antoloji.Com Mail Servisi

Yeni ziyaretci gorusu var‏Kimden:sistem@antoloji.net (sistem@antoloji.net)Gönderme tarihi:28 Şubat 2008 Perşembe 17:11:49Kime: mehmetcobanoglu

Kandil Dağı baslikli siir ile ilgili yeni bir ziyaretci gorusu yazildi:
--------------------------------
Savaş yandaşı şiirlerin(!) koşutunda savaş karşıtı içerikli (kâh benim yorumladığım, kâh farklı isimlerin kaleme aldığı) yazıları savaşa secde eden Şair(!)lerin yorum kutularına ekliyorum...

Savaştan, kandan, ölümden beslenen ve beslendikleri bu damardan beyinlerine dolanlardan yola çıkarak yazdıkları şeyleri insanlarla paylaşan sözkonusu üyelerin, yazdığı şeylere ilişkin (görüşlerinin paralelinde ya da karşısında olabilecek) bir tepki almaları son derece doğaldır...

Ki; ileri sürdükleri düşünce (şair inceliği, zekâsı, estetisi ve bilgeliği içinde tartışılabilsin/ konuşulabilsin...
Bu tavır, düşüncenin zenginliği, çok sesliliğin erdemi ve demokrasinin, uzlaşma kültürünün de şiarıdır...

Kaldı ki; bazı üyeler yazdığı şiirlere yorum yazılmasını istemeyebilir.../ Bu da son derece doğal bir haktır onlar için...
Ama bunu tek koşulda yapmalıdırlar; eğer samimi iseler.../
O da, yazdıklarını yorumlanmaya kapatarak...

Yok; sen hem yorum kutusunu açık tutup, hem de senin gibi düşünmeyenlerin yorumlarını silersen, bu senin yazdıklarının arkasında duramadığını, söylediklerinin sadece bir palavradan ibaret, sıradan, içi boş bir hamaset metni olduğunu gösterir...

Sevgili Mehmet Çobanoğlu; bu yazdıklarımın seninle uzaktan yakından hiçbir alâkası yoktur...
İlgili kişiler alınırlar üstüne bu yazıyı; merak etme...

Ben senin yazdıklarını beğeniyle takip eden bir okur olarak, az önce bir ''''savaş tellalının'''' şiirinin altına yazdığım ve kendisinin de (hiç şaşırmadığım bir davranış ile) sildiği bir yazıyı senin şiirin aracılığı ile insanlarla (yeniden) paylaşabilmek... / İsteğim bu...

Biliyorum ki silmezsin...
Onun güvencesiyle ve de sana bir selam getirmek üzere geldim sayfana...

Dostlukla...
* * * * * * * * * * * * * ** * * * * * ** * * * * * * *

Yaşasın! Kara harekâtı!
Fedakâr ve cefakâr televizyonlarımız Savaş Propaganda Birimleri gibi çalışmaktaydı.
Hava bombardımanlarının şanlı görüntülerini, Askeriyemiz habire onlara verdi. Onlar da her akşam, her akşam bizlere servis ettiler.
El âlemin topraklarında yer gök bombalandıkça; bizler de el çırptık. (İdealde, tabii.)

Her Türk yalnızca Asker doğmazdı- yetmezdi.
Tek çeşit doğma hali.
Aynı zamanda: Her Türk -kadınıyla, erkeğiyle- Askeriye Sevdalısı Doğardı. Savaş Tutkunuydu her biri. ''Düşmanı'' temizledikçe, içlerini neşe basardı.
Böylece ana haberlerimiz haftalarca / aylarca ''Reklamları İzlediniz'' tadında, cereyan etti.
Diyelim son günlerde Ali Kırca''lı Show Haber 5-10 dakikalık zaman dilimlerini, TÜBİTAK''ın Askeriyemiz için imal ettiği teknolojik ve değil, teçhizatın muhteşemliğine ayırmış vaziyetteydi.
Tüm o araç gereç, buluş gelişmenin; insanları öldürmek üzere, bizzat Türk''ün Türk''ü, Türk''ün Kürt''ü ya da, öldürmesini kolaylamak üzere geliştirildiğini bilmek ne kadar güzeldi! Türk, Türk''ün Malı''yla öldürecekti!
Ve fakat hava harekâtı pek tabii ki, yetmezdi.
O yalnızca antreydi.
''Bu kadar hava harekâtı düzenledik. Bunun bize faydası nedir? Maliyeti nedir? El âlemin topraklarını yerle bir etmek için sarf ettiğimiz paralarla şu, bu, o güzellikleri yapsaydık''a hiç girmiyorum. Hâşâ!
Zira Askeriyemiz, hepimiz hemmfikiriz: neylerse güzel eyler.
Bütün o şahane güzellikteki, ana haberlerde seyretmelere doyamadığımız hava harekâtlarının akabinde-
Aa! bi de ne öğreniyoruz?
Kara harekâtı DA -tabii, havalar güzelleşti ya-
şart olmuş.
Hadi o zaman! Bordo bereliler yetmez. On bin asker sınıra! Yığın yığın yığıla.
ŞA.HA.NE! olmaz mı yani_
Aynen Boğaz Köprüsü gibi: Birinci yetmeyince, ikinci. İkinci yetmeyince, üçüncü.
Bu arada trafik habire artıyor olabilir. Yani köprülerin varlığı, bu şişirilmiş şehrin trafik sorununu daha da azdırıyor olabilir.
Olsun!
Gelişmeye, savaşmaya karşı konulmaz.
''Türk önde, Türk ileri!''
Hava harekâtıyla, kara harekâtıyla ilgili bir uzman (vakti zamanında) Neşe Düzel''e ''Bu aynen, bir sivrisineği balyozla öldürmeye çalışmaya
benzer'' demişti.
Yani kapıyı bacayı, eşyaları vazoyu kırıp yıkıp devriebilirsin. Acayip bi zarar ziyan yaratabilirsin. Sivrisinek de uçaaaar gider. (Kıs kıs gülerek.)
Ama tabii Askeriyemiz, en iyisini bilir.
En iyisini bilmektedir ki; bazılarına göre 25, bazılarına göre 30 yılı devirdik, BU savaşı, öldür Allah, bitirememektedir.
Askeriyemiz''le süper iyi geçinen, onun bir dediğini 2 etmeyen AK Parti hükümeti de ''idare etmenin'' feriştahını bilir.
Ki, Ali Babacan, kara harekâtını kaç gün önceden müjdelemiştir.
Bu memleketin demokrasi tipi, maalesef tiplerden Askeri Demokrasidir. Dolayısıyla hakiki/makiki değil, ''hybrid'' ve hatta ''ucube'' demokrasidir. (Türk İşi, İcad Nuri.)
Alternatifsizliğin Orta Yerinde AKP''ye biraz da bu meşum ağırlığın; bu bitmez tükenmez mecburi önemli olmaların ayarını yapar diye ümit bağlamış idik.
Beyaz Kürt Şaircan Yılmaz Erdoğan''ın peynirli mısraından kopyalanırsak:
''Biz, AKP''nin demokrat olma ihtimalini sevdik.''
Bu ihtimal, BOŞ çıktı.
AK Parti, Askeriye''nin dümen suyuna gitme konusunda harikulade bir adaptasyon yeteneği sergiledi.
Dolayısıyla gelsin hava harekâtı, gelsin kara harekâtı.
Bu savaş; bu yapışkan savaş bitmediği / bitirilemediği sürece HİÇ KİMSE Askeriyemiz''e ''Gözünün üstünde kaşın var'', '' Pardon da, bütçen tam ne kadar?'' demeyecek. Diyemez.
Yani tüm bu harekâtlar, Askeriyemiz''e yarar.
Türk Ordusu''nun gücüne güç, ağırlığına ağırlık katar.
O nedenle de: gelsin savaşın uzamasına yönelik her türlü şatafat. Gövde gösterisi. ''Tedbir.''
Bu ülkede, bu bitmeyen/bitirilemeyen savaş sürdüğü sürece-
İçinde bulunduğumuz BU ÖZEL koşullarda- YANİ.
''Vicdani Red bir haktır!'' mı dedin?
''Hakiki demokrasi bizde neden yok?'' mu dedin?
''Derin devletin karanlık derinlerinden kurtulalım artık!'' mı dedin?
İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ BU ÖZEL KOŞULLARDA- diyemezsin, edemezsin, kıpırdayamazsın.
AK Parti-Askeriye İttifakı, ittifakların en şahanesi olmuş durumda yani.
Şereflerine, ya da tam tersine, kadeh kaldıralım!

23-02-2008 / Radikal
Perihan Mağden
--------------------------------

Bu mesaji, Antoloji.Com Yetkili Sairi oldugunuz icin almaktasiniz. Yeni bir ziyaretci gorusu yazildiginda size haber verilmesini istemiyorsaniz bunu Yetkili Sair Islem Merkezi'nde Ayarlar sayfasindan yapabilirsiniz.

Antoloji.Com Mail Servisi