Malper/Anasayfa
M.Nureddin Yekta'nin sayfasina hoş geldiniz!..

Hayat ve Hatıralarım

Babamin evlilikleri:

Rahmetli babam üç evlilik yapmıştı. Birinci hanımından dört erkek bir kız, hanımı öldükten sonra aldıĝı ikinci hanımından dört kız üç erkek, o da ölünce annemle evlenmişti. Annemden de üç kız iki erkek çocuk oldu. Üç bacım daha kaç aylıkken öldüler. Erkek kardeşimin adı Ahmetti.

Ben 24 Mart 1957 yılında dünyaya gelmişim. Babamın 13. çocuğu ve 8. oğluyum. Benden sonra da biri erkek dört kardeşim dünyaya geldi. Hatırladığım kadarıyla 3 veya 4 yaşındaydım, ben ve küçük kardeşim Ahmet bir hastalığa tutulmuş ve bütün bedenimiz yaralarla kan, revan içinde kalmıştı. Memleketimizde doktor yoktu. Yolumuz yok, dertlerimizi anlıyacak kimseler de bulunmuyordu. Çaresizlikten kardeşim öldü. Babam korkmuş beni diyar diyar dolaştırıyordu. Gitmedik hoca, şeyh ve ziyaret kalmamıştı. En son beni Elazığ'a bir hastahaneye götürdüklerini hatırlıyorum.

Bir hafta on gün kadar orada kaldık, gördüğüm her şeyi istiyor, babamın onları alması için zorluyordum. Birgün bir doktorun kapısında mıydı yoksa hastahane kapısı mıydı hatırlayamıyorum ama, oraya yakın bir dükkanın önünde sıra sıra dizilmiş rengarenk naylon çizmeler vardı. Babama bana bir çift çizme almasını istedim. Gitti bana bir çift çizme aldı. Biraz sonra, bu çizmelerin yanısıra orada ne kadar çizme varsa her renkten birer çift almasını istedim. Babam “senin çizmelerin var evde, bir de yeni bir çift aldık ne yapacaksın bu kadar çizmeyi”? diye beni ikna etmeye çalıştıysa da, fayda etmedi. Ne yapacağımı ben de bilemiyordum ama, mutlaka alması için babamı zorluyordum. Babam elimden kurtulmak için “paramız bitti, bir daha gelirsek yanımda çok para getireceğim o zaman alırım” dedi. Ben de “paran yoksa git çal” dedim. Babam yüzüme baktı ve bugüne kadar hiç unutamadığım bir ders verdi bana. Dediki:

-Oğlum bu dünyada insanın kendi emeğinden başka hiçbir kimsenin malına el uzatması doğru olmadığı gibi, hem dinimizde haram ve hem de kültürümüzde çok çirkin bir şey olduğunu biliyormusun”.

Sustum daha çizme istemedim.
Aradan 40 yıl geçti ben hala babamın o sözünü unutamadım. Birilerinin şuraya ve buraya el uzattıklarını duydukça ve gördükçe, babamın sözü aklıma geliyor ve ona rahmet diliyorum.

Bedenimdeki yaralar çok kaşınıyor ve ben de kaşıyorum. Öyleki bırakın derisini, altındakı eti bile söküp atıyorum. Bu yaralardan birinin izini ensemde ve ilkokulda konuştuğum kürdçe bir kelime yüzünden öğretmenden yediğim dayak izini hala elimde taşıyorum. Nasıl ki, bir başkasına ait olan herhangi bir şeye el ya da dil uzatmanın doğru olmadığını babamdan öğrendiysem, daha dokuz yaşındayken de, Hz. Alinin “bana bir harf öğretenin kölesi olurum” sözüne mazhar olmaktan mahrum olan ve baba gibi gördüğümüz, şefkatine sığındığımız öğretmenimizden de kürd olmanın da bir suç olduğunu öğrenmiştim. Konuştuĝum kürdçe bir kelime yüzünden beni tahtaya kaldırdı elime sopalarla vurdu, avucum yandı ve ben şu an 63 yaşındayım o izi hala taşıyorum. O günden bu yana türk öĝretmenlere karşı sevgim kalmadı.

Hastalıktan iyileştikten sonra, babam her gittiği yerlere beni de yanında götürürdü. Düğünlere, nişanlara, sünnetlere ve özellikle de camiye.
Hatırlıyorum babamla beraber camiye gider namaz kılardık. Abdest almayı öğrenemediğim ve hatta abdestin hangi sebeplerden dolayı bozulduğunu bilemediğim zamanlarda bile, camide imam efendinin arkasında safa duruyor namaz kılıyordum. Etrafıma bakıyor, kimsenin bana bakmadığına inandığım zamanlarda, gizlice cebimden şeker, kuru üzüm gibi yiyecekleri ağzıma atıp namaza devam ediyordum.

Sekiz yaşıma geldiğim zaman, babam beni Kürdmeydanı köyü medresesine götürdü. Doğrusu evden, hele hele annemden ayrılmak çok zordu. Nerden bilebilirdim ki “yıllar sonra T.C.devletinin bana 12 yıl 6 ay ceza keseceğini, kadrini tarif etmekten aciz olduğum O sevgili annemin benim hasretime dayanamayarak meraktan öleceğini, benim de cenazesine gidip, yıllarca O’nun beni kucağında, ellerinde taşıdığı gibi, cenazesini kollarıma alarak O’na karşı olan son görevimi yapmaya kadir olamıyacağımı, içimdeki acıyı yazmaktan aciz olduğum sözde şiirlerle dile getirmeye çalışacağımı ve ebediyyen O’nu görmekten mahrum kalacağımı!...”

1989 yılında ben Mersin Yüksekolukta imamken babamın vefat ettiğini duydum. Maalesef cenazesine yetişemedim, ancak gidip mezar taşını öpmek nasip oldu.
Rabbim ef ve mağfiret eylesin ve mekanı cennet etsin.
Amîîîîn.

Hayat ve Hatıralarım sayfasına dönebilirsiniz!