Malper/Anasayfa

M.Nureddin Yekta'nin sayfasina hoş geldiniz!..

 

Güncel yazılar

Kürd ne ister?

İnsan oğlunda bir hastalık vardır, „suçunu gizleme“. Doğrusu bu hastalık o kadar yaygındır ki, hem akıl hastalarında hem de sağlam dediğimiz bütün insanlarda az da olsa mevcuttur. Akıl hastaları, bu konuda çok hassastırlar, hastalıklarını büyük bir ehemmiyetle gizlerler. „Hasta mısın“ diye sorsanız‘, cevapları mutlaka „hayır“dır.

Başka sepeplerden dolayı hastanede yattıklarını ispat etmek için binbir yola baş vururlar. Sağlamlar da öyle. Onlar da, başlarına gelen her türlü kötülüğü başkasına yüklemek için hayli zorlanırlar. Mesela bir kadın kaderinden şikayetçi ise, babasına ya da velisine binbir beddua ederek kendi suçsuzluğunu ispat etmeye çalışır. „ Ne yapalım kader böyle, babam yaptı, abim yaptı, yoksa ben bu eve layık mıydım“ diyerek kendini savunmaya çalışır. Aslında hepimiz öyle değil miyiz? İyi bir iş yaptığımız, ya da işimizde başarılı olduğumuz zaman, kendimizi öve öve göklere çıkarırız. Ama işimiz iyi gitmedi mi, bu sefer de kendimizi korumak için kimbilir kimleri suçlarız?.

Kürd halkı olarak (siyasetçiler ve kurumları kasdediyorum) sanki hepimiz bu hastalığa yakalanmışız.. Her zaman başkalarını suçlar, kabahati onlara yükleriz. Ağzımıza sakız yaptığımız birkaç söz vardır. „Amerika emperyalisttir. Avrupa ülkeleri çıkarlarını düşünür, kimse bize sahip çıkmıyor, uluslararası komplolar neticesinde şu şöyle oldu bu böyle olacak, Avrupa’nın kürd politikası yoktur,“ v.s... ders metni gibi ezberlediğimiz sözcüklerle kendimizi savunuruz.
Halbuki oturup kendimizi bir sorguya çektik mi?
Biz kimiz? Ne istiyoruz? Bizim Kürd ve Kürdistan konusunda somut bir politikamız var mı? „Şu parti dağılırsa bize ne kadar düşer, ya da şu parti büyürse bize bir şey kalır mı? Bunları nasıl parçalarız, bunları nasıl güdümümüze alabiliriz“ gibi küçük hesapların peşinde olduğumuz müddetçe bir adım yol alamayız.
Çok güzel edebiyat yapanlarımız da vardır.
Çok konuşup az iş yapmak adetimizdir. Bir konuda iyice anlaşmış bulunuyoruz. O da „Hiçbir zaman bir araya gelmemek ve ittifak oluşturmamak.“ Arapların çok güzel bir sözü vardır, derler ki, „ittefiqu ala en-la yettefequ“ (Araplar hiçbir zaman bir araya gelmemek üzere ittifak ettiler), biz de, aynen öyleyiz.

Yanlış yaptığımız politikaların suçunu başkalarının boynuna atmayı adet haline getirdik. Düşmanlarımızı tanıyamadık. Daha doğrusu hangi isteklerle ve hangi silahlarla düşmanlarımızın karşısına çıkacaĝımızı öĝrenemedik. Düşmanın bir gülümsemesini dostluk sandık, aldandık aldandık ve aldandık!

Türkiye’nin Avrupa Birliğine aday adayı olacağı toplantı gününde bir takım PKK.li kürdler bir yürüyüş düzenlediler. Bu sefer her zamanki gibi Türkiye’nin aleyhine değil, Türkiye’nin lehine!... Türkiye’nin biran önce AB. Birliğine alınmasını istiyorlardı. Sanki Türkiye AB. Birliğine alınır alınmaz Kürdlere her türlü hak verilecekmiş gibi!.. Ertesi gün Türk gazetelerine bir göz attım, okudum o meşhur devlet adamı dedikleri Emin Çölaşan Hürriyet Gazetesi 13.12.1999 tarihli sayısında şöyle bir yazı yazıyordu.

„Geçtiğimiz Cuma günü Helsinki’de Türkiye’nin AB. Birliğine adaylığı karara bağlanacak. Yakın ülkelerden gelen 1000 dolaylarında PKK. yandaşı Helsinki’de ellerinde pankartlarla ve afişlerle yürüyüşe geçiyor. „Türkiye, Avrupa Birliğine alınsın.“ Bunlar bizim insanlarımız. Gören zanneder ki, Türkiye’yi sevdikleri için taaa oralara gelmişler ve lehimize yürüyüş yapıyorlar! Oysa amaçları başka. Zannediyorlar ki, Avrupa Birliği’ne girdiğimiz takdirde Türk devleti PKK. yandaşlarına, yani ırkçılık, bölücülük ve ayırımcılık peşinde koşanlara belli haklar verecektir. Yani kafalarında yarattıkları, ancak ne olduğunu kendilerinin de bilmediği bazı ayrıcalıkları, onlara bazı Avrupa ülkelerinin vereceğini zannediyorlar. Tamamen yanılıyorlar. Eğer Türkiye’yi biraz olsun tanısalardı, temelinde Türkiye düşmanlığı yatan böyle bir şeyi değil Avrupa, dünyada hiçbir gücün gerçekleştirmesinin mümkün olmadığını bilirlerdi.“

Sadece PKK.lılar değil, birkaç insan daha gördüm. Onlar da AB. Birliğine girme sevdalısı. Bilmezlerki, eğer AB. Birliği’ne girmek Türklerin aleyhine kürdlerin de lehine olsaydı 36 yıldır bunun için çırpınıp durmazdı Türkler. Kimisi de "Allah’a şükürler olsun ki 20 milyon Kürd şimdiden Avrupalı oldu" deyip düğün bayram ediyorlar!..

Türkiye ister Avrupa Birligine girsin ister girmesin kürdler türklerle beraber yasamak zorundadirlar, Buna göre bir siyaset belirlenmelidir, Avrupa'ya bel bağlayarak birşey elde edilemez.
Bunun için bana göre kürdler Türkiye'de silahli değil siyasi mücadeleyi benimsemelidir!

01.01.2000
M.Nureddin Yekta

 

Güncel yazılar sayfasına dönebilirsiniz!